Gori yolunda susuz kaldım | Bisikletle Gürcistan – 2.Bölüm

0
1454

Sabah 08:00 civarı Leila’s Guest House‘da uyandım. Ben çantaları toparlarken Edinburg’lu oda arkadaşım da uyandı. Leila nereye gideceğimi sordu, Gori üzerinden Batum diyince şaşırdı, bol bol Haçapuri yemen lazım dedi, gülüştük:) Bir fotoğraf çektik beraber, yine gel dedi, vedalaştık, çantaları bisiklete taktım ve oradan ayrıldım. Tiflis’e geleceklere tavsiye ederim, tam şehir merkezinde ve fiyatı uygun sayılır.

Bisikletle Yolculuk başlıyor

Şehir merkezinden çıkmadan önce küçük bir fırından 2 haçapuri ve 2 su aldım, 1 tanesini yedim, diğerini çantaya attım. Haçapuri fiyatı 1.5-2 TL civarı, yani epey ucuz, her yerde görebileceğiniz küçük fırınlardan alabiliyorsunuz. Sebzeli, peynirli, etli türleri var. İsmini geçtiğimiz yıllarda Gürcistan’da olan Gül Devriminden alan, Gül Devrimi meydanından geçtim. Ana cadde’den bir köprü aracılığıyla Tiflis’in ortasından geçen nehrin diğer tarafına geçtim, haritaya göre o taraftan şehir çıkışına giden bir yol var. Bir ara sokağa girdiğimde Gürcü bir amca ve teyze gördüm, amca beni durdurdu, ileride çıkış yok dedi. Gürcü dili & beden diliyle bana gitmem gereken yolu anlattı. Zor da olsa tarifi anladım. Adam ben sormadığım halde yanlıs yolda gittigimi, Batum tarafına gitmek istediğimi anlamış ve beni durdurup doğru yolu tarif etti. 🙂

Freedom Square - Özgürlük Meydanı

Tarif ettiği yoldan gittim, yine nehrin diğer tarafına geçtim ve nehir kenarında yaya yolundan devam ettim. 10 km kadar sonra otoban’dan sıyrılıp daha yeşillikli ve güzel caddelerden gitmeye başladım. Hafta içi ve sabah saatleri olduğu için etrafta çoğunlukla işe gitmek üzere otobüs bekleyenler veya çocuklarını okula götüren anneler var. Batum yoluna girdikten sonra viran bir yerde durup bakkaldan birkaç çikolata ve fanta aldım. Zahesi isminde tatsız tuzsuz bir yerden de geçtim, sonrasında manzara güzelleşti, dereler,ağaçlar, yeşillikler…

Zahesi - Bisikletle Gurcistan

IMG_20150917_002815

Misketa’ya giriş:

Özellikle Misketa’ya giriş etkileyici. İstanbul’da yaşayan Gürcü arkadaşım Eka, Misketa’nın çok güzel olduğundan bahsetmişti. Büyük bir derenin üstündeki köprüden geçerek Misketa’ya giriş yoluna saptım, merkeze girene kadar asfalt yolun iki yanına neredeyse simetrik dizilmiş ağaçların arasında Misketa’ya girdim. Tam girişte gürcü bir kadın durdurup hostel lazım mı diye sordu, arıyor olsam denk gelmez. Teşekkür edip devam ettim. Etrafta dolanıp biraz keşif yaptıktan sonra, merkezden 1 km kadar aşağıda, Osmand harita yazılımından bulduğum bir restoranlar bölgesine geldim. Bisikleti üzerindeki çantalarla birlikte kapısına kilitlediğim Otantik bir restoranın açık hava bölümüne oturdum. Bu arada hava sıcaklığı 30 derece civarında.

Mantıya benzeyen bir yemek gördüm yan masada, bizim mantının 10 katı büyüklüğünde ve çok benziyor şekil olarak. Garsona ismini sordum “Khinkal” dedi. Arka taraftaki mutfaktan sürekli pişmeye hazır Khinkal taşınıyor, Usta dev kazana dolduruyor, haşlanıyor, sonra servis ediliyor. 5, 10 gibi sayılarla sipariş veriyorsunuz. Ben de 5 adet Khinkal ve Haçapuri söyledim, bir de Mantar Çobası. Khinkal’i uç kısmından tutup, geniş kısımdan ısırarak önce suyunu içiyorsunuz, sonra o şekilde kalanını yiyorsunuz elinizdeyken. Etli veya Sebzeli hazırlıyorlar. Restoran’da ağırlıklı olarak Rus turistler var.

Khinkal - Gurcistan yemekleri

Khinkal

Misketa güzel bir yer fakat fazla turistik. Yurtdışından özellikle oraya gitmeye değer mi bilemedim ama şarap bağları meşhur. Şarap meraklısı iseniz gerçek bir cennet. Yol üstünde “Wine Route” (Şarap Rotası) tabelaları görüyorsunuz, şarap bağlarının olduğu yerden geçen yolları gösteriyor.

Gori:

Misketa’dan çıkıp Gori yoluna girdim. Hedefim bu akşama kadar Gori’ye ulaşıp orada gecelemek. Yanımda uyku tulumu ve çadır var ama mecbur kalmadığım sürece Çadır’da kalmayı düşünmüyorum. Gori yolunda bir süre gittikten sonra yolda yukarı eğim arttı. Uzun süre eğimli yolda çıkış yaptım. Market, benzin istasyonu, bakkal v.s. pek yok etrafta. Karşı yönden eserek beni yavaşlatan rüzgar eşliğinde, iki tarafı boş arazi olan otoyolda epey süre pedal çeviriyorum.

gori bisiklet gurcistan

Bu arada suyum bitiyor, 30 derecelerdeki hava sıcaklığının da etkisiyle çabuk bitti. Yol kenarında, bizim Şile’de yol kenarında meyve-sebze satanlara benzer bir tezgah görüp yanaştım. Tezgahın arkasında yaşlı,zayıf bir kadın var, tezgahta 2-3 çeşit sebze-meyve, birkaç küçük şaşal su. Direkt küçük şaşal’ı gösterip su istediğimi söylüyorum 5 Lari diyor. Epey pahalı geldi fiyat, normalde en fazla 1 Lari idi geçtiğim yerlerde ama çok susadığımdan ses çıkarmayıp parayı verdim. O para üstü bulmak için uğraşırken ben de şişeyi açıp 1-2 yudum aldım. İlk önce ağzımdaki tadı mineralli su zannettim, sonra vodka tadını aldım ve hemen durdum. Bunların hepsi 1 saniye içinde oldu. “Bu su değil” dedim, kadın ingilizce bilmiyor tabi, rusça, “Vodka, iç iç çok güzel” diyip kıs kıs güldü. 🙂

Yorgunluğa doğru

O sırada bir Jip yanaştı yanımıza, adam ingilizce biliyordu, kadınla aramızda tercümanlık yaptı, su yokmuş, vodka’yı iade ettim, parayı geri aldım. Adama yakında market olup olmadığını sordum, “Yok ama 5-10 km geride (bana göre ileride) köy var, orada bulursun” dedi. Tekrar yola çıktım, yine hafif eğimde çıkışlar, çıkışlar. Adamın bahsettiği köyden geçtim, küçük bir köymüş, köyün hemen girişinde ufak bakkal’da durmadan geçtim, nasıl olsa çıkışa doğru da vardır diye düşündüm. Fakat yokmuş, geri dönmeye de üşendim (yokuş çıkmıştım) nasıl olsa ileride market vardır diye düşündüm (böyle yapmamak lazım 🙂 )

OsmanD harita uygulamamdan yola bakıyorum. En yakın köyler epey ileride görünüyor, Gori’ye de epey yol var zaten, akşama kadar ulaşabileceğim şüpheli olduğundan pek fazla mola vermiyorum. 10-15 dakikada bir yoldan araç geçiyor. Neyse ine-çıka en azından 40-45 dakika daha yol aldım. Düz bir yolda bir süre gittim, tamam artık düzlüğe ulaştım en azından, bir su kaynağına kadar idare ederim düz yolda dediğim anda önüme eğimi yüksek, sonu görünmeyen bir yokuş çıktı. Karşınıza zorluklar çıktığınızda fiziksel gücünüz azalmış olsa bile zihinsel gücünüz sizi motive eder normalde, içinizdeki gizli enerjiyi ortaya çıkarır zor anlarda. İşte o da bitmişti, o yokuşu görünce durdum ve bisikleti kenara çektim. Bisikletten inip iterek çıkarayım desem, ona bile enerji kalmamıştı artık.

IMG_20150918_150647Gürcülerin bir adeti var, bir akrabaları öldüğünde, öldüğü yere hayrat gibi bir küçük anma yeri yapıyorlar. Yol kenarlarında arada sırada bunları görüyorsunuz, içine ziyaret ettikçe içki koyuyorlar, gelip geçenlerin içmesi için, hayrına. Hayrat yani 🙂 Ama bunlardan da görmedim uzun süredir. Susuzluğum o dereceye geldi ki yol kenarına atılmış olan pet şişeleri kontrol ettim içinde su kalmış olan var mı diye. O bile yoktu. (Bulsam ve içsem kimbilir ne zamandır orada olan mikroplu su epey zarar verirdi sanırım).

Yol kenarına yaklaştım araç beklemeye başladım, gelmekte olan ilk araca el sallayıp, su içme işareti yaptım. Şöför koltuğunda oturan “hayır” anlamında el sallayıp hızla geçti. 300-400 mt. kadar ileride durdu, geri vitese takıp tekrar yanıma geldi. Önde 2 erkek, arkada 1 kadın vardı, şöförün yanında oturan, bana daha önce benim de marketten aldığım bir markada su şişesi uzattı, gülümseyip el salladılar. Çok teşekkür ettim ve hızla gittiler. Dörte üçünü hemen içip, kalanını zor anlara sakladım ve aldığım enerjiyle tekrar bisiklete binip yokuşu çıktım.

Sonunda Su:

1 km. kadar gittikten sonra, sağdaki bir tarlanın hemen yanında bir çeşme gördüm. Üst tarafına da ağzı düzgünce kesilerek açılmış bir meşrubat kutusu koymuşlar, bardak niyetine. Kilometrelerce susuz geldikten sonra, suya 1 km. kala pes etmişim meğer.. Ben kendi bardağımı kullanarak epey içtim, su şişemi doldurdum, yüzümü yıkadım. O sırada bir araç geldi, 3 gürcü adam inip oradaki çakma bardakla su içtiler. Demek ki su temizmiş dedim, içim daha da rahatladı. 🙂

murat su gori yolu

Son bir yokuş daha tırmandıktan sonra ufak bir köye ulaştım sonunda, merkezindeki bakkal’da suratsız bir kadından fanta, su, çikolata aldım. Şu aşamada saat 16:30 civarında ve 25 km kadar yolum kaldı Gori’ye. Gün boyu rüzgar çoğunlukla karşı yönden esti, bisiklete binmiş olanlar rüzgarın karşıdan esmesinin nasıl olduğunu iyi bilirler 🙂 Epey bir süre yol aldıktan sonra bir köyden geçerken bisikletli bir çocuğa muhabbet olsun diye Gori’ye kaç kilometre kaldığını sordum. 10 km. dedi, benim telefona göre de öyle görünüyordu. O an bulunduğum bölgede görüntü epey güzeldi, geniş bir ovada, sağda solda uzaktaki dağlar eşliğinde yol alıyordum. Kalan yol 10 km. görünüyor ama 1 saate yakın yol aldığım halde bir türlü Gori’den önceki köye dahi varamadım, bu arada hava karardı.

gori ye giderken gurcistan bisiklet turu

Çantamdan trafikte görünmemi sağlayan fosforlu yeleğimi çıkarıp giydim. Bisikletteki dinamo’dan dolayı pedal çevirdikçe öndeki far ve arkadaki kırmızı sinyal lambam yanıyor. Bir de kafa lambamı takacaktım daha belirgin olmak için ama bu saate kalacağımı tahmin etmediğimden kafa lambasını çantanın diplerine gömmüştüm, ondan vazgeçtim.

5 km. kaldı derken yol zifiri karanlık oldu, Gori’ye yaklaşmış olmama rağmen yol kenarında elektrik direktleri de yok, yoldan geçen araç sayısı çoğaldı ve trafik yoğunlaştı bir yerlerde. Durup biraz mola vereyim desem duramıyorum ışık olmadığı için, çünkü durduğumda bisikletin ışıkları da sönecek 🙂

Orta çapta bir köyden geçtim, 1 tane insan görmedim. Artık neredeyse ulaşmış olmam lazım derken başka bir köye girdim, bu defa evlerin çoğunun girişinde gençler, yaşlılar,çocuklar köy halkı oturmuş sohbet ediyor, çekirdek çitliyordu. “Gamarcoba” diye diye, el sallayanlara karşılık vererek geçtim, bu köyün çıkışında bisikletin ışığını gören bir köpek bana doğru havlayarak koşmaya başladı, onu duyan 3-4 köpeğin daha başka evlerden çıkmaya başladığını görünce hemen bisikletin ışıklarını kapattım, zifiri karanlıkta görünmez hale geldim, havlamayı kesip peşimi bıraktılar.

Stalin’in doğduğu şehre giriş:

1 km kadar sonra Gori’ye giriş yaptım. Bu arada saat 21:00‘i geçti. Hem yanımdaki powerbank’lardan birinin şarjı bitti, hem de telefonun şarjı bitti bitecek. OsmanD’dan (cep telefonu için navigasyon & harita yazılımı) otellere baktım 3 tane görünüyor, ama 1 tanesini bulabildim : Hotel Georgia. Bir de Hostel’in yanından geçmiştim ama küçük görünüyordu ve girişinde abuk tipler vardı, geçip gittim oradan.

Şehirde bir kaç tur attıktan sonra, tahmin ederseniz enerjimi de saatler önce zaten tüketmiştim, Hotel Georgia’ya gidip indirim yapmadıkları gecelik 60 Lari‘yi kabul ettim. Orta halli bir otel, odada wifi var, kahvaltı yok, bisikletin güvende olacağı bir bahçesi/garajı da var ve şehrin merkezinde. Eşyaları taşıyıp, hemen tekrar çıktım dışarı, yemek yiyecek bir yer bulmak için ama şehirde sosyal hayat bitmişti, bir bakkal’dan bisküvi, cips, kek, fanta, su, borjomi mineralli su gibi şeyler alıp odama döndüm, duş aldım ve TV’de Gürcü dilindeki Casino filmini izlerken karnımı doyurdum.

casino gurcistan

Borjomi mineralli suyun tadı hakikaten denildiği kadar güzelmiş. Adeta dağlardaki kayaların tadı geliyor içerken. Kaslar o kadar yorgun ki herhangi bir hareket zor geliyor, şu andaki durum itibariyle yarın sabah erken kalkıp tekrar bisikletle yola çıkacak hal kalmadı. Ertesi günde Gori’de kalıp, Gori’yi keşfetmeye & dinlenmeye karar verdim.

16 Eylül Çarşamba, 2015

 

 

Yorum yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.