Çanakkale ‘ye giriş | Ege Kıyıları Bisiklet Turu 2.Bölüm

0
730

07:00’ de uyanıyorum ve otelin kahvaltısına girişiyorum. İştahla beklediğim hava koşulları nihayet yerini bulmuş, güneş yukarıdan gülümsüyor. Bugun hedef Çanakkale. Kahvaltıdan sonra, odadaki esyaları toparlayıp garajdaki bisikletimi ziyaret ediyorum. Halini hatırını soruyorum; “iyiyim ama toz , çamur içindeyim” diyor. Topak topak donmuş çamur çıkıyor muhtelif bölgelerinden. Bir tahta çubuk bulup kabaca temizliyorum. Ben hazırlanırken yanıma gelen bir otel müşterisi “good morning, how are you?” diyor. Günaydın, ben türküm diyorum. Adam eşekten düşmüşe dönüyor. İnanmaz bir ifadeyle yüzüme bakıp “Türk müsün?” diye tekrar soruyor. Biraz sohbet ediyoruz. “Kusura bakma , buralarda genelde boyle turistler oluyor” diyor. Yanındaki otel çalışanına dönüyor ve “Hasan usta, İşte azimle neler yapılabileceğini gör” diyor. Hayırlı yolculuklar diliyor. Motorsikletine atlayıp gidiyor. Bende yola çıkıyorum.

Bugun oglene kadar lapseki’ ye ulasarak , aksam olmadan Çanakkale’ de olmam gerekiyor. Hava tam istediğim kıvamda. Ne sıcak, ne soğuk. Güneşli. Mıcırlı ve bisiklete pek rahat vermeyen yollar beni biraz yavaşlatıyor. Bugunku guzergahımın pek çok noktasında da yol yapım çalışması var. Balıklıçeşme ve Adatepe’den geçiyorum. Emek tatil sitesinden geçerken çatıda tamirat yapan ustalardan biri bağırıyor. “En iyisini sen yapıyorsun. Ne motor var ne benzin..” Gülümsüyor ve yoluma devam ediyorum. 14:30 da Lapseki’deyim. Lapseki’ ye yaklaştığımdan beri yol ve manzara güzelleşiyor.

Lapseki sahilde bir çay bahçesinde oturup dinleniyorum. 2 tost, 1 büyük çay+1 su içiyorum. Toplam 3.5 ytl ödüyorum. Çay bahçesindekiler trakya şivesiyle konuşuyorlar. Sahile yanaşan arabalı vapurları izlerken dinleniyorum, kestiriyorum. 62. km. Deyim ve Çanakkaleye kadar 35 km var. Hava ogleden sonra oldukca ısınıyor. Çanakkale’ ye 22 km kala uzakta kaliteli bir yokuş görüyorum.

Yolun karşı tarafında meyva satan iki seyyar satıcı görüyorum ve karşı tarafa geçip, birine yaklaşırken, diğer satıcının el sallayarak gel işareti yaptığını görüyorum. Onun yanına yanaşmamla elime bir salkım üzüm tutuşturuyor. Oturacak masa ve sandalye gösteriyor golgelik bir yerde. “Otur dinlen diyor” Ben üzümü yerken ve husamettin amca ile sohbet ederken erik ve şeftali de getiriyor. Husamettin amcamız Umurbey köyündenmiş, doğma büyüme oralı. Meyvalarda kendi üretimleriymiş. “Bu yokuş gibi 2 yokuş daha var. Ondan sonra Çanakkale’ye kadar tatlı tatlı inişler var. Bende sporu çok severim. Aferin” diyor. Borcumu soruyorum; borcun yok, helal-i hoş olsun, afiyet olsun diyor. Hayırlı yolculuk diyerek yolculuyor beni.

Seftali ve erikleri çantaya atıyorum, çanakkaleye kadar çeşitli noktalarda tüketiyorum. Teşekkürler edip kendimi yokuşa salıyorum. Ben çıkarken karşı yönden geçen araç şöförleri el sallıyorlar, korna çalıyorlar. Ülkem turisti seviyor, velhasıl. Çanakkale’ ye 8 km kala Ozber isimli arkadaşımı arıyorum. Çanakkale’de yazlıkları vardı, bir arayayım buralardaysa görüşeyim diye düşünüyorum. Aşağıdaki özet dialog gelişiyor:

Ozber neredesin abi , çanakkale mi , istanbul mu?
– Çanakkale deyim Muratcığım..
– Aaa çok iyi, bende çanakkaleye geldim sayılır, 8 km kaldı. Bisikletle geldim bandırmadan.
– Hadi canım, saçmalıyorsun.
– Wallaaaa billaaa
– Aa ama ben çanakkaleye gelmeden once emek tatil sitesindeyim.
– Hadi yaaa, ben geçtim bugun oradan yahu. Ogleden once gecmistim.
– Senin bisikletin kırmızımsı bir renkmiydi, arkasında kırmızı birşey var mıydı.
– Evet evet, kırmızı çadır vardı arkada.
– Ooof bende ogleden once balkonda otururken bir bisikletli gordum, kim bu deli bu sıcakta bisiklete binen diyordum kendi kendime.
– Hohohoohhohohooh

Özberle görüşemiyoruz neticede.

Ben saat 18.00 sularında Çanakkale’ ye giriyorum. Uzun sure az insanlı bölgelerde seyahat ettikten sonra, çanakkale merkeze giriyor ve maymun oluyorum. Ne çabuk alışmışım rahatça bisiklete binmeye. Bu arada Çanakkale’ye ilk gelişim. Aslında Ege bölgesine ilk gezintim diyebiliriz. Panaromik şehir turumu yaparken, gözlerim çevredeki otelleri pansiyonları araştırıyor. Ilanını gordugum bir pansiyonu arıyorum, yer yok diyorlar. Sonra sahile yakın 2 otel e yer soruyorum, yer yok cevabı alıyorum. Bugun askerlerin yemin toreni varmış, o nedenle yer kalmamış. 3. otel olan Temizay otelinde yer bulabiliyorum. Resepsiyondaki görevli oldukça ilgili. Bir bakıma piyasa adamı diyebiliriz. Onlarca soru soruyor. Bisikleti lobide depo gibi bir odaya yerleştiriyor. “waaaay beee, demek bandırma’dan geldin. Helal olsun. Saygı duydum sana. Bende sana bir kıyak yapacağım. Normalde oda ücreti 40 ytl ama sana 25 ytl” diyor. Pazarlık için pek fazla şansımda yok zaten.

Yerleşip duş aldıktan sonra şehirde geziniyorum biraz. Karnımın acıktığın hissediyorum ve Köy evi isminde bir yere giriyorum.Bir amca ve kızı Buyurun diyor. Merhaba diyorum, merhaba diyorlar. Sonra ben ne diyeceğimi unutuyorum ve bir sessizlik oluyor. Yiyecek neler var demek aklıma geliyor. Mantı,zeytinyağlı dolma kızartma türevi yiyecekler mevcut. Mantı yiyorum. Bu arada dükkanın dış camında “bir gün araç kullanmama” kampanyasının ilanı ve sponsor olan bisiklet firmalarına ait yazı var. Amca’ ya bisikletle ilgilenip ilgilenmedigini soruyorum, camdaki ilanı gördüm diyorum. Yoooo, diyor. Kızına soruyor.. Kızı da ilana bakıyor fakat anlamıyor birşey. Birisi ilanı cama asmış habersizce. Sohbet ediyoruz, sağlıklı yaşamdan, bisikletin faydalarından v.s.. Mantıdan sonra baklava istiyorum ona ücret almıyorlar. Ailecek hepsi aynı dükkanda çalışıyorlar. Evleri gibi döşemişler. Sıcacık bir ortam. Teşekkür ederek bir internet cafe buluyorum. O sırada msn messenger ımda online bulunan ersan (helicopter pilot) ve ergun (divinity) ‘ e o ana kadar olan fotograflardan birkac tane gonderiyorum. Daha sonra otele donup gunlugu yazıyor ve yatiyorum. Bu arada, muzik dinlemek ozellikle yalnizken cok faydali oluyor. Hem can sikintisini engelliyor hemde yokuslari cikarken yorgunlugu hissettirmiyor.
Gun boyu dinledigim sarkilardan biri: (naruto isimli anime’nin kapanis sarkisi)

Wind by Akeboshi

Cultivate your hunger before you idealize
Motivate your anger, make them all realize
Climbing the mountain, never coming down
Break into the contents, never falling down

My knee is still shaking, like I was 12
Sneaking out the classroom, by the back door
A man railed at me twice though
But I didn’t care
Waiting is wasting, for people like me

Don’t try, to live so wise
Don’t cry, ’cause you’re so right
Don’t dry, with fakes or fears
‘Cause you will hate yourself in the end

Don’t try, to live so wise
Don’t cry, ’cause you’re so right
Don’t dry, with fakes or fears
‘Cause you will hate yourself in the end

You say, dreams are dreams
I am, not playing the fool anymore
You say, ‘Cause I still got my soul

Take your time baby, your blood needs slowing down
Breach your soul to reach yourself before you gloom
Reflection of fear makes shadows of nothing, shadows of nothing

You still are blind, if you see a winding road
‘Cause there’s always a straight way to the point you see

Don’t try, to live so wise
Don’t cry, ’cause you’re so right
Don’t dry, with fakes or fears
‘Cause you will hate yourself in the end

Don’t try, to live so wise
Don’t cry, ’cause you’re so right
Don’t dry, with fakes or fears
‘Cause you will hate yourself in the end

Don’t try, to live so wise
Don’t cry, ’cause you’re so right
Don’t dry, with fakes or fears
‘Cause you will hate yourself in the end

Sabahtan matarama isostar doldurmustum, gun boyu iciyorum. Su ihtiyacımı yol ustundeki cesmelerden karsiladim. Laspseki molasının haricinde cesitli yerlerde 5 er dakikalik molalar verdim. Yarın sabah 06.00 da altug’ u otogardan alacagim ve gezintimize devam edecegiz.

2.gün sonu

Toplam km : 102.19 km
Binis suresi : 7.14
En yuksek hız : 36 km

Yorum yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.