Denizköy Cennetinde | Ege Kıyıları Bisiklet Turu 5.Bölüm

0
864

“Sabah 06:00’da uyanıp hazırlanıyoruz ve ayvalığa doğru yola çıkıyoruz. Gökyüzü karanlıktan daha yeni yeni kurtuluyor. Kahvaltıyı gömeçte yapmayı planladık. Sabah serinliginde yağmurluklarımızı giyerek yol alıyoruz. Kahvaltı için fırından yeni çıkmış olan sıcak poğaçalardan alıp hemen yandaki çay bahçesine oturuyoruz. Bisikletlerimiz kaldırıma dayanmış şekilde halkın ilgisini çekiyor. Bisikletiyle geçmekte olan bir amca durup, yanımıza geliyor , selam veriyor. Nereden gelip nereye gittiğimizi soruyor. İstanbul’dan geliyoruz diyince “oooo o zaman sizi sadece poğaça kesmez, gelin size çorba ısmarlayayım şurada” diyor. Ama biz masaya yayılmış, keyifli bir şekilde poğaça yemekteyiz zaten. Amcayı da masamıza davet ediyoruz. O halde çay ısmarlayayım size diyor ve çaycıya tembihliyor, ödemeyi ben yapacağım diye..Reşit amca ile yarım saatten fazla sohbet ediyoruz. Küçükyalı’da oturduğunu, gömeçte yazlığı olduğunu ve yazları orada geçirdiğini, bir zamanlar anadol arabası ile avrupa turu yaptığını, avrupa da arabasını gören araba tamircisinin çok şaşırdığını anlatıyor, keyifle dinliyoruz. Bize de yolculukla ilgili tavsiyelerde bulunuyor, bilinçli sorular soruyor. “Keşke şunu yanıma almasaydım dediğiniz birşey oldu mu?” gibi. Reşit amcaya teşekkür edip ayrılıyoruz.

Hafif eğimli geniş asfalttan, zeytin ağaçlarının arasından ayvalığa doğru devam ediyoruz. Ayvalığa yaklaşık 10 km. Kala, bir yokuşu tırmandığım sırada, mp3 player da dinledigim şarkı bitiyor ve garç-gurç seslerini duymaya başlıyorum. Hemen arka tekerleğe bakıyorum ve inmiş olduğunu görüyorum. Altuğ görüş alanımdan uzakta olduğundan arayıp lastiğim patladı diyorum. Biraz hava pompalayınca patlak olmadığını farkedip seviniyorum , bu arada altuğ geliyor. Tekrar yola çıkıyoruz. Yol üzerindeki çeşmelerden su ihtiyacımızı gideriyoruz. Ayvalığa ulaştığımızda bir motorsiklet tamircisine uğrayarak yedek iç lastik alıyoruz. Buraya kadar gelmişken cunda adasına uğramamak olmaz tabi ki.


Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünden geçerek alibey adası ve cunda adasına ulaşıyoruz. Minyatür gibi duran evler, tarihi yapılarla bezenmiş bir yarımada. Güneş artık tepeye yaklaşıyor ve biz yemek-dinlenme molasını altınova’da vereceğiz. Ayvalık’ta aynı motorsiklet tamircisine uğrayıp, zincirleri yağlatıyoruz ve benim zincirden 1 gündür gelen cır cır sesleri yok oluyor. Hızla altınovaya doğru ilerliyoruz eğimsiz giden bir yoldan. Bir ara yol kenarındaki polis arabasına yaklaşıp , ne kadar kaldığını soruyorum. 10 km kadar diyip, iyi yolculuklar diliyorlar. O andan takriben 5 dakika sonra altuğ’un arka lastiği tekrar patlıyor. Yakınlardaki bir evin bahçesine çekiyoruz bisikletleri ve bahçede şans eseri çeşmede var. Altuğ yama yaparken evin sahibesi teyze aşağı iniyor, çok sıcakkanlı davranıyor, yolda rastladığımız herkes gibi. Altuğ tamire devam ederken ben fotoğraf çekip teyzeyle sohbet ediyorum. Torunlarından cocuklarından bahsediyor. Komsuları geliyor. Daha sonra, komsular gelmeseydi size çay demleyecektim diyor.
Altuğ yaptığı yamadan tatmin olmuyor ve iç lastiği değiştiriyor. Tekrar yola çıkıyoruz ve 7-8 km sonra altınova’ya ulaşıyoruz. Hiç abartmadan söyleyebilirim ki şimdiye dek uğradığımız en bayık yerleşim birimi. Merkezdeki seyyar köfteciden köfte yiyoruz. 2 adet 1.5 porsiyon köfte, 2 ayran, 1 kutu cola = 7 YTL. Yakınlardaki çay bahçesinde biraz dinlendikten sonra 16:00 da tekrar yola çıkıyoruz. Zaten bu kasabaya ikimizde ısınamadık. Çandarlı’ da kalacağız akşam. Bir köylünün tavsiyesine uyarak, anayoldan köy yoluna saparak kısa yoldan Dikili’ ye çıkıyoruz. Hiç beklemediğim bir şekilde, Dikili çok güzel bir yer çıkıyor. Sahildeki büfeye uğruyoruz. Bir sürü meşrubat içip dondurma yiyoruz ve büfeyi işleten neşeli gençlerle sohbet ediyoruz, yol hakkında bilgi alıyoruz. Dikili’den çıktıktan sonra geçtiğimiz yollar doğa harikası. Hemen sağımızda sürekli deniz manzarası mevcut. Yol inişli çıkışlı. Bademli köyüne geliyoruz. Biz vaktimiz kısıtlı olduğundan sadece geçiyoruz fakat bu köy vakit geçirilmesi, konaklanması gereken bir yer. Köyün ortasındaki köprüde yolu sorduğumuz hacı amca, çandarlıya dikili içinden yol vardı, yanlış gelmişssiniz diyor. Fakat artık geri dönmek daha uzun sürer. Şuradan devam edin diyor, tarif ediyor. Sizi zorlayacak 2 yokuş var yol üzerinde diyor. Hacı amca artık bizi nasıl organizmalar olarak gördüyse, 2 yokuş,3 yokuş derken yokuşların sayısını unutuyorum. Gunes batmak uzereyken ıssız yollardan, doğanın içinde pek çok yokuş çıkıyoruz, kalan son enerjimiz sanki rüzgarla birlikte gidiyor. Denizköy yol ayrımına geliyoruz, çandarlı’ ya daha 10 km var, hava da karardı. Çandarlıya ulaşırız , fazla çıkış yoktur artık diyorum Altuğ’a fakat altuğ benimle aynı fikirde degil. (ertesi sabah çandarlı ya giderken , o aksam denizkoy de mola vermekle çooook iyi yaptığımızı anlıyorum) Sahildeki bakkaldan bol miktarda abur-cubur ve yiyecek alıp nereye çadır kurabileceğimizi soruyoruz.

Bakkal Caner: istediğiniz yere kurabilirsiniz, buranın insanları temiz insanlardır, hiç birşey olmaz, korkmayın, zaten tatilcide kalmadı, sakin heryer” diyor. Haziran ayinda bizim gibi bisikletçilerin geldiğinden bahsediyor. 3 kisiler miydi, biri bayan mıydı, diye soruyor ve olumlu cevaplar alıyoruz. Yani Yasin,Bülent, Ayşe 3’lüsü de bu bakkala uğramış. Caner’in arkadaşı Esat (bademli köyünde bakkalı varmış) ve babası Mehmet amcayla tanışıyoruz. Çadırları bakkalın karşısındaki boş araziye kuruyoruz. Benim çadırın demirlerini çakmaya Bakkal Caner ve oğlu’da yardım ediyor. Bakkal’ı kapatıyorlar ve bize yan taraftaki depo gibi bir yer gösteriyorlar. Gece üşürseniz burada yatabilirsiniz, içeride 2 çekyat ve lavabo var diyorlar. Ege halkının misafirperverliği muhteşem.
 

Çadırları kurmuş durumdayız ve kamp ocağında çorba yapmaya niyetleniyoruz. Ben malzemeleri hazırlarken yandaki yazlıktan bir amca çıkıyor. Hoşgeldiniz, ne yapıyorsunuz diyor. İstanbul’dan geldiğimizi ve sabah İzmir’ e gideceğimizi söylüyorum. Çadırlarımızın yanına geliyor ve kurduğumuz yeri beğenmiyor. “Niye biraz daha çimenlik bir yere kurmadınız, keşke haber verseydiniz , benim bahçe müsaitti. Benim haberim olsa buraya kurdururmuydum.. Rahat edemezsiniz, yandaki yoldan gelen geçen olur uyuyamazsınız. Üşenmezseniz taşıyalım çadırları benim bahçeye. Veya bırakın çadırı , evde yer var, kalın rahat rahat” diyor, üzüldükçe üzülüyor Hüseyin amca. “Yaw insan bir kapıyı tıklatır, bir öhhööö der, bir şey der..haberim olsaydı benim bahçeye kursaydınız bari” diyor, kızıyor bize. Israrla çaya çağırıyor, çorba planından vazgeçiyoruz bizde. Bahçesindeki masada hüseyin amcanın demlediği çayı içiyoruz, sohbet ediyoruz. Sonrada üzüm,peynir ve bisküvi getiriyor. Izmir’ de gideceğim bolgeleri tarif ediyor, hatta altuğ’a bir harita çiziyor. “Bu yaptığınız çok güzel, hayatınız güzellik katar, kalbinizde derin izler bırakır. Iyı yapmissiniz , guzel yapmissiniz da , bu çadır kurduğunuz yer işi olmadı. Üzüldüm” diyor. “ Duş alacak yer gösteriyor, evi kullanabilirsiniz, bahçe ışığını açık bırakayım sizin için, sabah kahvaltısı hazırlayayım” diyor. Biz utanıyoruz artık ve teşekkürler edip, gerek olmadığını, sabah erkenden gideceğimizi söylüyoruz. Demek böyle insanlar hala varmış diye düşünüyorum. Akşam vakti hiç tanımadığı 2 gezgine evinin kapısını açan, karşılık beklemeden ikramda bulunan, hayat hakkında,insanlar hakkında saatlerce dinleyebileceğiniz bir insan. Iyıgeceler dileyip uyuma aşamasına geçiyoruz.

Ben cırcır böceklerinin kurduğu orkestranın eşliğinde sahilde denizde bacaklarımı dinlendiriyorum. Yıldızları izliyorum. Herşeyi bırakıp bu sessiz sakin, kendi halindeki köye yerleşmek fikri güzel geliyor.

5.gün sonu
Toplam km : 121.72 km
Binis suresi : 7:16:20
En yuksek hız : 39.1 km

Yorum yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.