Kaz Dağları ve Fırtına | Ege Kıyıları Bisiklet Turu 3.Bölüm

0
891

05:45 ‘ de Altug’un telefonuyla uyanıyorum. Otobusu erken gelmis. (icimden yahu insan biraz gec gelir diyorum, hehe) Bugunkü hedef Kaz Dağları güzergahından geçerek Küçükkuyu ya ulaşmak. Hemen hazirlanip cikiyorum ve otogarin karsisindaki corbacinin onunde bulusuyoruz. Sanki yillardir birbirimizi taniyormus gibi hemen hazirliklarimizi yapiyoruz, yandaki simit firinindan 2’ ser tane pogaca alip cantaya atiyoruz. Kahvaltiyi Guzelyalı’ da yapacağız. Henuz cay bahceleri acilmamisken guzelyali’ ya variyoruz. In cin top oynuyor, penalti cekisiyor. Guzelyali yolculugumda o ana kadar ugramis oldugum en iyi sahil kasabasi unvanini aliyor. Merkeze dogru ilerledikten sonra acik bir cay bahcesi goruyoruz ve oranin gece bekcisi şükrü abinin buyur etmesiyle daliyoruz içeri.

Deniz kenarındaki masalardan birine oturuyoruz. Şükrü abi, kendisi için demlediği çaydan bize de ikram ediyor. Kahvaltimizi yapiyoruz, sohbet ediyoruz. Şükrü abi bize geçmişte evlenip boşandığından, aynı anda hem imam nikahlı hemde resmi nikahlı 2 ayrı eşi oldugundan, 20-25 sene once eskisehirde sans oyunlarindan 2 milyon lira kazandığından, 1 milyonu ile pavyon kapatip sevgilisini goturdugunden bahsediyor. Simdi dusunuyorum da o zamanlar ne salakmisim yahu diyor. Eskisehirde bir zamanlar para basan dukkani oldugundan, fakat hepsini kaybettiginden, halen vergi borcu oldugundan ve bazen hapse girip ciktigindan bahsediyor borclari odemek icin. Ilginc adam velhasıl. Bize güzelyalı hakkında bilgi veriyor, gideceğimiz yollardan bahsediyor. Yaklaşık 1 saatimizi burada geçirdikten sonra tekrar yola çıkıyoruz ve güzelyalı çıkışından itibaren iğrenç bir aslfalt ile karşı karşıya kalıyoruz. Burası öyle bir yol ki; duz yolda , dusuk viteste , pedal cevirmek icin oldukca fazla guc harcayarak yol alabiliyorsunuz. Yolun altinda maden mi var, mıktanıs mı var anlayamadim. 2-3 km boyunca bu sekilde devam ediyoruz.

Sonraki ugrak yerimiz Truva. Kapidaki gorevli ısrarla biz gezginlere indirim yapmıyor. Altuğ aslında girmemekten yana fakat ben girmek istiyorsam girebileceğimizi söylüyor. Buraya kadar gelmişken, içeriyi görmeden dönmekte pek mantıklı gelmiyor bana. 3 er ytl ödeyerek giriyoruz. Gezi icin getirilmis ilkokul ogrencileri dışında bizden başka türk yok gibi görünüyor. Meşhur Truva atinin içine giriyorum , çevrede dolaşıyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Yaklasik 40 dk sonra tekrar yola cikiyoruz. 13.00 ‘e kadar Ezine’ye varmayi, 15.00‘ e kadar dinlenip tekrar yola cikmayi planliyoruz. Yol boyunca altuğ enerjik halde gidiyor genelde. Spd pedal’ın faydalarini bu turda iyice farkediyorum, kendim yalınayarak bisiklete binerken 😛 Beni taniyanlar bilir, yokuşları çok hızlı inmem. Altuğ’ da “abi yokuşu 10 km ile çıkıyorsun, inerken 20 km ile iniyorsun” diyor. Ne yapayım, benim fobim de bu.

Ezineye vardığımızda merkezdeki şarküteri’den meşhuuur ezine peyniri,ekmek,abur cubur alıyoruz. Altuğ lokum zannederek incir ezmesi de alıyor. Yandaki huzurlu çay bahçesine oturuyoruz.Ekmek arası peynir-domates yapıp diyoruz, üstüne de dondurma ve biraz kestiriyoruz. Daha sonra Altug, Çay bahçesine gelen motorsiklet kullanıcılarına lokum (incir ezmesi) ikram ediyor. Biraz sohbet ediyorlar ve altuğun motorsiklet merakı daha da artıyor. Saat 14.30 civarında yağmur çiselemeye başlıyor ve yola çıkmaya karar veriyoruz. Çantalarımızın üstünü çöp poşeti ile kaplıyoruz. Ben hazırlanıyorum ve altuğ son kontrollerini yaparken, sen git, yetişirim sana diyor. Ileriden sağdaki ilk sokağa giriş yapıyorum, izmir tabelasını görerek. Yol ayrimında altuğ’u bekliyorum fakat gelen giden olmuyor. Biraz sonra karşıdaki dükkan sahibinin bana bağırdığını görüyorum. “bak bu bayanlar arkadaşını görmüş, askerlik şubesi tarafından gidiyormuş” diyor. Teşekkür edip hemen o tarafa doğru devam ediyorum. Köşede kahvehanenin önünden geçerken 1-2 kişi altuğ un gittiği yönü işaret ediyor. Askerlik şubesinin önünden geçerken nöbetçi jandarma da altuğ un yönünü gösteriyor ve o tarafa gitti diyor. Meğer bütün ezine bizi takip ediyormuş. Altuğ’un ileride görüyorum ve anayoldan sağdaki sokağa girip ezineye donmek isterken yakalıyorum. Tekrar devam ediyoruz, yağmur hafifçe ıslatmaya devam ediyor, bir süre sonra duruyor. Fakat arkamızdan yaklaşan oldukça kara bulutlar mevcut. Dinlenme planlarını erteliyor ve yağmur bastırmadan önce Küçükkuyu’ya ulaşmak istiyoruz. Orada Altuğ’un tanıdığı olan motel’ de kalacağız.

Ben oldukça yorulmuş durumdayim ve genelde yol boyunca Altuğ’ a zor yetişiyorum. Küçükkuyu’ya 35 km kala arkamızdan kara bulutlar yaklaşmaya devam ediyor ve çevredeki yerleşim birimlerinde biryerlere yağmur yağıyor. Assos’ a ugramadan yola devam ediyor ve hızlanıyoruz. Artık her saniyemiz degerli. Ayvacık koyune girmeden, benzin istasyonunun yanından gecerek kaliteli, sonu gorunmeyen bir tırmanışa başlıyoruz. 25 km kaldı ve Altuğ benden en az 500 mt ileride gidiyor. Benim bacaklarım pedalları zor çeviriyor. Kısa bir mola veriyorum. 1 dk sonra tekrar bisiklete bindigimde yagmur yagmaya baslıyor. Tırmandığımız noktanın biraz yuksek kesimlerine simsek dusuyor belli aralıklarla. Yagmur cok kısa surede buyuk olcude hızlanıyor ve doluya dönüşüyor. Altuğ’ u da göremiyorum artık. Dolu taneleri kaskıma çarparak çığlıklar atıyor. Kaskın hava deliklerinden içeri su doluyor. 30 sn icinde ustumdeki hersey ıslanmış durumda. Yorgunlugumu unutup hızlanmıştım ama artık çok geç. Dolu öylesine yağıyor ki gözümü açamayacak hale geliyorum ve yolun kenarında duruyorum. Sığınacak hiçbiryer yok yakın çevremde. Vay anasını diyorum kendi kendime. Ölüp gideceğim bu dağ başında. Yolun sol-karşı tarafı boşluk, sağ tarafı kayalık, ilerisi tırmanış, nerede biteceği meçhul bir şekilde. Ağaç bile yok ve ağaç olsa da yıldırım düşmesi ihtimalinden korkuyorum. Bisikletin yanında yere çömeliyorum yağışta azalma varmı diye dinlemeye geçiyorum, düşünüyorum. Bakıyorum olacak gibi degil, Çıktığım yaklaşık 2 km lik cıkıştan aşağı iniyorum, bir kamyon göremeyip çarpmasın, şimşek düşmesin diye dua ederek. Daha once onunden gectigimiz benzin istasyonuna ustu kapali bolumune giriyorum benzincinin acıklı bakışları altında. “Ayvacık köyünde pansiyon var mı” diye soruyorum. Zira neredeyse herseyim ıslanmış durumda. Çantalarda ıslak gorunuyor cop torbalarına rağmen, oysa sonradan farkediyorumki sular içeri girmemiş. Benzinci yok diyor. Keşke dönmeseydiniz yukarıdan, küçükkuyu’da pansiyon var diyor. Bu arada doludan dönüşmüş olan yağmur hafifliyor. Uzerimdeki ıslak giysileri cikariyor, kuru kalan uzun kollu esofmanımı giyiyorum. Altta yari islak tayt. Corapları çıkarıyorum. Ayakkabı ıslak. Telefonuma bakıyorum, altuğ aramış. Hemen arıyorum, ulaşılamıyor. Aklıma türlü türlü şey geliyor. En kuvvetli ihtimal olarak yıldırımlanmış olabileceği geliyor zira o benden daha yüksek bir bölgedeydi. Aslında ayvacık köyüne gidip kapı kapı dolaşıp sığınacak bir yer arayacak medeni cesarete sahibim fakat küçükkuyuya doğru devam etmek daha mantıklı geliyor, özellikle hava da hemen hemen açılmışken.

İndiğim o rezil yokuşu ıslak ayakkabılarla tekrar , daha hızlı tırmanmaya başlıyorum. Daha once çıktığım noktaları da geçiyorum ve telefonum çalıyor altuğ arıyor. Dediklerinin tamamını anlamıyorum gürültüden. “Abi küçükkuyuya giden yol bizim hesapladığımız gibi degil, çok fazla tırmanış var, otostop yap” gerisini anlamıyorum, tamam tamam diyip kapatıyorum. Sürekli tırmanıştayım, her çıkışın ardından bir düz yol çıkacak diye umutla beklerken ne yazıkki hep yeni bir tırmanış çıkıyor. Bir sure sonra altuğ tekrar arıyor, “Bak şimdi motelin yerini tarif ediyorum, küçükkuyuya girdiğinde sağda” derken şarjım bitiyor, telefon kapanıyor. Sonradan öğreniyorumki altuğ un telefonuda ıslandığı için geçici olarak bozuluyor. Telefonda kapandığına göre artık kendimle başbaşayım. Yolun sağında bir köylü görüyorum ve K.kuyu’ya ne kadar kaldı diye soruyorum, “aaabi daha çok var yaaa” diyor. Bu benim için yeterli bir cevap ama artık yorgunluğum arka planda. Hava kararmadan önce K.kuyuya ulaşmak istiyorum. Suyum bitiyor. Saat 18:20. Yokuslar bitmiyor. Kaz dağlarının yakınlarında olduğumu idrak ediyorum.

Bir çeşme görüp yanaşıyorum, suları akmıyor. Yağmur tekrar başlıyor çiseleme halinde. Yarı ıslak olan yağmurluğumu tekrar giyiyorum, ne kurtarsam kardır diyerek. Bazen karşı şeritten geçen araçlardan el sallıyorlar, korna çalıyorlar. Bir polis aracı geçiyor karşıdan, sirenini çalıyor. Durduracak sanıyorum, ama el sallıyorlar içeriden. İnişlerin başlaması gerektiğini düşündüğüm bir yerde gözüm kararıyor. Aç ve susuz halde buluyourm kendimi. Çantamdaki yarım kalıp ezine peyniri ve domates aklıma geliyor. Kenara çekiyorum. Bir elimde peynir , bir elimde domates hayvani şekilde besleniyorum. O sırada oradan geçen otobüs yolcuları, kamyon şöförleri çok vahşi bir yemek yeme sahnesine tanık oluyorlar. Kendimi daha iyi hissediyorum. Bir sure sonrada iniş başlıyor. Bazı yerlerde durup fotoğraf çekiyorum fakat hava kararmak üzere olduğundan fotoğraf çekimine son verip sadece inişe odaklanıyorum. İnişe başladıktan bir sure sonra km ye bakıyorum ve küçükkuyu girişine vardığımda 7 km. İnmiş olduğumu görüyorum. Girişte sağdaki bakkalın önünde oturan amcalar ben geçerken ayaklanıyorlar. “hoooppp hooooopp durrr”. Yanlarına gidiyorum. Arkadaşın seni arıyordu diyorlar. Senin bisikletli arkadaşın varmıydı diyorlar, nnneevet diyorum. Motelin yerini tarif ediyorlar bana. Oldukça yakındaki motele bitkin ve tükenmiş bir halde giriyorum, çocuklar çevremi sarıyor, çocukların gözünde kahraman oluyorum, altuğun yanına götüyorlar beni. Öğreniyorum ki, Altuğ’u ve bisikletini, anadol pikap ı olan bir jeofizik muhendisi K.kuyuya kadar getiriyor.

 

Altuğ o yokuşları bisikletle geçtiğime inanmakta zorluk çekiyor, zira arabayla geçerken bile yol ona çok uzun gelmiş. Islanmış olan herşeyi seriyoruz. Duş alıyorum. Bakkala gidiyorum. Abur cubur,fanta,soda alıyorum. Yarım litre fantayı sadece ben içiyorum kısa sürede. Makarna yapıyoruz, üzerine ton balığı döküyoruz. İkimizde bitiremiyoruz. Ayakkabı ve giysilerin kuruması gerektiğinden ertesi gün öğleden sonra yola çıkmayı kararlaştırıyoruz. Kaldığımız motelin ismi “gurel motel” ve harika bir yer diyebilirim. Altug 6-7 senedir tatile buraya geldigini soyluyor, ve hak veriyorum. Bahcelerinde meyva agaclari olan , kalan kisilerin akraba gibi oldukları cennetten bir köşe.

3.gün sonu

Toplam km : 109.18 km
Binis suresi : 7:09:55
En yuksek hız : 38.5 km

Yorum yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.