Otoban’da bisikletin yasak olduğunu Otoban’da öğrenmek | Bisikletle Bodrum 1.Bölüm

0
2397

Pek sevgili dostum Kıvanç ile birlikte, bisikletle uzun yol seyahati yapmak için hazırlıklar yapıyoruz yaklaşık 1 aydır. Haritada güzergahı çizdik, Kıvanç’a kamp malzemelerini aldık. Ben geçen seferki turdan dolayı hazırlıklı sayılırım, eksik malzemem yok gibi. Hedef Fethiye. (Varamadılar) Planlara göre, İzmir’e otobüsle gidecek, İzmirden Bodrum’a bisikletle gideceğiz. Datça’ya feribotla geçerek, Fethiye’ye kadar yine bisikletle devam edeceğiz. (Fethiye’ye kadar gidemedik, Datça’da sonlandı seyahatimiz)

Cuma günü akşamı işten çıktıktan sonra eve gidiyorum, bisikletimi alıp, Kıvanç ile buluşmak üzere Ataşehir’e gidiyorum. Kamil Koç terminaline gidiyoruz. Geçen seferki seyahatte oldugu kadar heyecanım yok. Daha sakin bakıyorum ortama. Sorunsuz bir şekilde bisikletlerimizi kargo bölümüne yerleştiriyoruz ve İzmir’e doğru gidiş başlıyor. Benim için son bir hafta çok yavaş geçti. Bir an önce İzmir’de inmek ve bisikletimle yola çıkmak istiyorum.

Otogar’da iniyoruz, son hazırlıklarımızı yaparak yola çıkıyoruz. İzmirden çıkmak oldukça güç. Ara yollardan giderek yolu uzatmamak ve kaybolmamak için bir süreliğine otoban’a giriyoruz. Daha 10 km bile gitmeden trafik polisi geliyor bir güzel haşlıyor. “Ne işiniz var burada bisikletle” , “etrafınıza bir baksanıza sizden başka bisikletli var mı?” gibi sözler duyuyoruz. Geri dönmemizi istiyor fakat geldiğim şeritten geri dönmek , arabalara karşı gideceğimizden dolayı daha tehlikeli. Ne diyeceğini şaşırıyor. İleride çıkış var, sağa girip İzmir’e geri dönün diyor. Bizde tamam anlamına gelen şeyler söylüyoruz. Trafik polisi ağır ağır gidiyor. Bizde ilerlemeye devam ediyoruz..Ama aksilikler yakamızı bırakmamaya kararlı. Kıvancın bisiklet heybesinin bağcıklarından biri kopuyor. 15-20 dk onunla uğraşıyoruz. Bu sırada karşı şeritten trafik polisi korna çalarak geçiyor İzmir yönüne doğru..Biz Buca yönüne doğru devam ediyoruz. Buca girişini görür görmez dalıyoruz bir hışımla..

Otogar’dan 11 civarında hareket etmiştik. Saat 13.00 ü geçti biz Buca’ya girerken. Tahmin edebileceğiniz gibi Buca halkı, Buca konuşuyor. Anlamakta güçlük çekiyoruz. (5. derece kötü espri)

Öğle yemeğini yemek üzere Buca merkez yakınlarında Sahra kafe’de konaklıyoruz. Bahçesindeki armut koltuklara oturuyoruz. Mekan 9 Eylül Hukuk Fakültesinin yakınlarında. Çorba, menemen, ayvalık tostu ve çay’dan oluşan bir menü ile karnımızı doyuruyoruz.

Yemek yediğimiz kafe’nin sahibiyle sohbet ediyoruz, internet adresimizi veriyoruz. Bize çıkış yolunu tarif ediyorlar ama Buca’dan çıkış bilmeyen biri için oldukça karışıkmış..Yaklaşık 1 saat boyunca Buca içinde bir oraya, bir buraya dolaştık durduk..Boşu boşuna vakit kaybettik. Nihayet Gaziemir’e giden yola çıkıyoruz ve en son yol sordugumuz kişi “Bundan sonra Selçuk’a kadar bu yoldan gidebilirsiniz. Dümdüz devam edin” gibi birşeyler söylüyor. Gaziemir ve Torbalı’dan geçiyoruz. Pek keyif vermeyen , sanayileşmiş yerler..

Torbalı’dan çıkışımızdan itibaren sürekli rüzgara karşı yol alıyoruz. Düşük viteste gitmeme rağmen kendimi zorlayarak ilerleyebiliyorum. İnanılmaz bir rüzgar var. Maalesef bu rüzgar Selçuk’a girene kadar devam ediyor. Selçuk’a 10 km kaldığını sandığımız bir benzin istasyonunda mola veriyoruz ve saat 18.00 ‘ e geliyor. Birşeyler içiyoruz ve tekrar yola çıkmaya çalıştığımızda ön lastiğimin indiğini farkediyorum. Hemen operasyona başlıyoruz, vaktimiz azaldı zira. Benzincide çalışan genç iç lastiği değiştirmemizde yardımcı oluyor ve selçuk’a 18 km civarında yol olduğu müjdesini! veriyor.

Lastik yenilenirken orada oturmakta olan bir dede ile genç bir kız da sorular soruyorlar. Yol bisikleti almamızı, bu bisikletlerin bizi çok yoracağını tavsiye ediyorlar. Teşekkürler edip yola devam ediyoruz.

Hava kararıyor. Kıvanç’da far yok. Benim far ile yerleşim birimi olmayan yerlerden karanlıklar içinde gidiyoruz. Selçuk’a ulaşmak ne zormuş.. 20.30 civarında Selçuk tabelasının önündeyiz.. Kıvanç’ın çantasının 2. bağcığı da kopuyor. Bendeki yedek iplerle bağlayarak sabitliyoruz. Artık çadır kuracak yer arayacak hal kalmadı. Kıvanç’ın bildiği bir otel olan, Pınar Otel’e gidiyoruz. Bisikletleri garaja koymaları için anlaşıyoruz ve odaya yerleşip duş alıp tekrar dışarı cıkıyoruz. Etraftaki turistik yerlerden birinde köfteyle karnımızı doyuruyoruz.

1. günün özetine bakacak olursak, benim için oldukça yorucu oldu. Fazla antrenman yapmadan gitmem ve kilo fazlalarım bana yorgunluk olarak geri döndü. Günümüz Selçuk’a ulaşmaya çalışmakla geçti zira aradaki bölgelerde kalınabilecek hoş bir yer yoktu. Bir önceki turda olduğu kadar heyecanlı değilim ama yolda olmak güzel. Her an bir araba-kamyon çarpmasıyla ebediyete intikal edeceğim düşüncesi var. Çevremdekilerin tehlikeli diyip durmasından herhalde, ruhsal olarak etkilenmişim..    Mayıs, 2006

1.gün sonu

Toplam km: 94
Biniş süresi : 6:00:55
Ortalama hız : 15.70

Yorum yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.